Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X
İYİMSER TUTUM GELİŞTİRMEK 8 Beğendim Spam Favorilerime Ekle Değerlendir

İYİMSER TUTUM GELİŞTİRMEK

“Öğrenilmiş Çaresizlik” teorisiyle pozitif psikolojide çalışmaları olan Martin Seligman aynı zamanda “Öğrenilmiş İyimserlik” kuramının da yaratıcısıdır. Her ikisinin de öğrenilebilir tutumlar olduğunu yaptığı araştırmalar sonucunda kanıtlamıştır. Seligman, öğrenilmiş çaresizliğin pençesine düşmüş insanların başarısızlığı kalıcı gördüklerini, ne yaparlarsa yapsınlar sonucu değiştiremeyeceklerine inandıklarını ve bu durumun da onların dirençlerini kırdığını söyler.

Öğrenilmiş çaresizlik, Martin Seligman’ın 1965 yılında öğrenme ve korku arasındaki ilişkiyi incelerken Ivan Pavlov’un klasik koşullanma deneyinde keşfettiği bir kavramdır. Seligman’a göre; "Ne zaman ki bir kişi yaptığı hiçbir şeyin bir fark yaratamayacağına inanırsa, çaresizliği ve hiçbir şey yapmamayı öğrenecektir. Öğrenilmiş çaresizlik, yaptığınız hiçbir şeyin bir önemi olmadığı inancını izleyen pes etme tepkisi, vazgeçme yanıtıdır. ‘Açıklama tarzı’, olayların olma nedenlerini kendinize açıklarken kullanmayı alışkanlık haline getirdiğiniz tarzdır. İyimser bir açıklama tarzı, çaresizliğe son verirken, kötümser bir açıklama tarzı, çaresizliği yaygınlaştırır. Açıklama tarzı ‘kalbinizdeki sözcüğü’ yansıtır.”

Bunun tersine “öğrenilmiş iyimserlik” ise bir işi başarmanın mutlaka bir yolunun olduğuna inanmak, yaşanan başarısızlığı geçici bir durum olarak görmek ve sorunlara çözüm geliştirmek için hamle üzerine hamle yapmak üzerine kurulu bir zihin durumudur.

İyimserlik yıkıcı olmayan, esnek düşünce biçimidir. İyimserlik, düşünme ile oluşan bir kavramdır ve sonradan kazanılır. İyimserlik bireyin kendisine olumlu şeyler söylemesinden ibaret değildir. Önemli olan bireyin başarısız olduğunda hissettikleri ve olumsuz düşüncelere kapılmama çabasıdır (Seligman, 2007).

Kötümserler, ters giden bir şey olduğunda, “Başarısızlığın tek nedeni benim.” “Durum ve sorun değişmez.” “Bu hata hayatımı mahvedecek.” ve benzeri cümlelerle durumu kişisel, kalıcı ve yaygın olarak değerlendirirlerken; iyimserler “Başarılı olmak için uygun koşullar oluşmamıştı.” “Durumlar gelişmelere göre değişir.” “Sonuç bu duruma özel hayatımın bütünü ile ilgili değil.” ve benzeri cümlelerle durumu kişisel olmayan, geçici ve o ana özel olarak tanımlarlar.

Buna karşılık; kötümserler, işler iyi gittiğinde “Bugün şanslı günümdeyim”; “Bu kez çok çalıştım”; “İstenilen çok basitti” açıklamalarını kullanırken; iyimserler, işler yolunda gittiğinde “Ben her zaman şanslıyımdır”; “Becerikliyimdir”; “Alternatifleri iyi değerlendiririm” değerlendirmelerini yaparlar.

Bir başka deyişle; iyimser kişiler başarısızlığı değiştirilebilir bir nedene bağlar ve böylece bir sonraki denemelerinde başarılı olacaklarına inanırlar; kötümserler ise başarısızlığın nedenini kendilerinde bulup değiştiremeyecekleri, sabit bir özelliğe atfederler (Goleman, 2005).

Bu demek değildir ki; iyimser olmak herkesi suçlamak ve sorumluluklardan kaçmaktır ya da “Bu benim suçum değil” demektir. Elbette, her şey harika, sorunsuz deyip Pollyannacılık oynamak da değildir. Önemli olan gerçekçi iyimser olabilmektir. Gerçekçi iyimserlik çalışma, anlayış ve pratik gerektirmektedir.

Hatırlanması gereken bir başka nokta da; iyimserliğin anne, baba, öğretmen, medya ve diğerleri tarafından bireye aktarıldığı olgusudur. Yetişkinler genellikle çocuğa direk çözümleri verir ve düşünme fırsatı vermezler oysa çocukların yaşadıkları problemleri tanımlamalarına yardımcı olmak, değiştirilebilir özelliklerini vurgulamak ve olumlu beklentiler içinde olmalarını sağlamak onlara iyimserliği öğrenmelerinde yardımcı olabilir (Seligman, 2007).

Bu noktada öğretmenin rolü çok önemlidir. İyimser bir öğretmen, zorlukların üstesinden gelmede ve başarısızlık karşısında tepki vermede kendi kapasitesine inanarak, öğrencilerin akademik performansında değişiklik yapabileceği konusunda pozitif inançlara sahip olmalıdır.

Öğretmenler için önemle dikkate alınması gereken bir çalışma, duygusal gelişim konusunda oldukça başarılı bir uzman olan Carol Dweck tarafından gerçekleştirilmiştir. Dweck, okullarda iyimserliğin nasıl geliştiğine dair yaptığı bir araştırma sonucunda, öğretmenlerinin 3. sınıf öğrencisi kız ve erkek çocuklarına yönelttikleri açıklamalar arasındaki farklılıkların, aynı öğrencilerin 4. sınıfta kendilerine dair yaptıkları ‘açıklama tarzları’ ile ilişkisini ortaya koymaktadır. Öğretmenler düşük not alan kız öğrencilere; “Matematikte iyi değilsin.” “Çalışmıyorsun.” “Dikkat etmiyorsun.” gibi cümleler ile kalıcı-kişisel-yaygın bir söylem dili kullanırken; erkek öğrenciler için; “Dikkatini konuya vermedin.” “Yeterince çalışmadın.” “Zamanı iyi kullanmadın.” gibi cümleler kullanmakta ve geçici-dışsal-özgül durumlar olarak açıklamaktadırlar. Dördüncü sınıfa geldiklerinde bu öğrencilerin yaşadıkları bir başarısızlık durumunda kendilerini açıklama tarzları, kızlarda: “Pek başarılı değilimdir.” “Galiba yeterince akıllı değilim.” gibiyken; erkeklerde: “Fazla uğraşmadım.” “Çok saçmaydı.” şeklinde ifadeler olarak alınmıştır.

Sonuç olarak, öğretmenlerin zorluklarla baş etme becerisi gelişmiş, olumsuzluklar karşısında dayanma gücü olan, başarmak için umudu yüksek, olumlu benlik algısına sahip, yaşamlarına ve geleceğe dair gerçekçi bir iyimserlik bakış açısı geliştirebilen öğrenciler yetiştirmeleri için, kullandıkları dil ve açıklama tarzlarının önemi büyüktür.

Başarıyı destekleyen, kalıcı-kişisel-yaygın bir açıklama tarzı kullanmak için, tüm öğretmenlerin öncelikle kendilerine sonra da öğrencilerine yönelik sözcüklerinin farkında olmaları ve gerekliyse dillerini dönüştürmeleri kaçınılmaz bir gerçektir.

 

 

Esra Savaşan ve Sema Alevcan tarafından kaleme alınmıştır.


ÖNERİLEN KAYNAKLAR

Çalık, E. (2008). İlköğretim Öğrencilerinin İyimserlik Düzeylerinin ve Okula İlişkin Algılarının İncelenmesi, Ankara Üniversitesi.
Çoban, D. & Demirtaş, H. (2011). Okulların Akademik İyimserlik Düzeyi ile Öğretmenlerin Örgütsel Bağlılığı Arasındaki İlişki, Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi, Cilt 17, Sayı 3.
Gençoğlu, C., Alkan, E. & Koçyiğit, M. (2014). Bir Mit Olarak İyimserlik; Kızlar mı Erkekler mi Daha İyimser?, Electronic Journal of Social Sciences Issn:1304-0278 Cilt:13 Sayı:50.
Kutlu, M., Balcı, S. & Yılmaz, M. (2004). İletişim Becerileri Eğitiminin Öğrencilerin Kendini Ayarlama ve İyimserlik Düzeylerine Etkisi, XIII. Ulusal Eğitim Bilimleri Kurultayı.
Kümbül, B. & Emeç, G. (2006). Yaşam Memnuniyeti ve Akademik Başarıda İyimserlik Etkisi, D.E.Ü.İ.İ.B.F. Dergisi, Cilt:21 Sayı:2.
Parmaksız, İ. (2011). Öğretmen Adaylarının Benlik Saygısı Düzeylerine Göre İyimserlik ve Stresle Başa Çıkma Tutumlarının İncelenmesi, Selçuk Üniversitesi.
Seligman, M. (2007). Öğrenilmiş İyimserlik, HYB Yayıncılık, Ankara.

Görüntülenme Sayısı: hesaplanıyor...